Korona Virüs ve Diğer Salgın Hastalıklarla İlgili Yapılan Araştırmalar

Dünya üzerinde son 10 yılda meydana gelen, Ağır Akut Solunum Yolu Yetersizliği Sendromu (SARS, 2003), Kuş Gribi (H5N1, 2004) ve Domuz Gribi (H1N1, 2009) gibi salgın hastalıklar yarattığı tehditler nedeniyle yalnızca sağlık çalışanlarının değil sosyal bilimcilerin de giderek artan biçimde ilgisini çekmektedir.

Şimdilerde ortaya çıkan Corona Virüsü (Kovid-19) öncekiler gibi insanları tedirgin etmektedir. İnsanların bir salgın tehditi karşısında gösterecekleri sağlık davranışları, yayılma hızını en aza indirgemek ve olası can kayıplarını azaltmak açısından önemlidir. Bu durum kişilerin sadece fiziksel sağlığını değil, psikolojik sağlığını da tehdit etmektedir.Leventhal ve arkadaşlarının (1984) kendini düzenleme modeline göre insanlar sağlıkları ile ilgili bir
tehdit durumuyla karşılaştığında bilişsel temsiller (hastalığın ya da tehtidin niteliği ) ve duygusal temsiller (örn, korku) oluştururlar. Bu temsiller de kendini düzenleme için gerekli davranışsal tepkileri harekete geçirirler. Kendini düzenleme modeli ile yapılan araştırmalar hastalık temsillerinin bireyin davranışları üzerinde etkileri olduğunu göstermektedir (Hagger ve Orbell, 2003). Örneğin, Acehan (2010) tarafından ülkemizde yürütülen bir çalışmada da yüksek tansiyon hastalarının hastalıkla ilgili olumlu algılarının kan basıncının düzenlenmesine olumlu katkı yaptığı bulunmuştur.

Geçmişteki yapılan araştırmalar salgın hastalıklar sırasında halkın ve sağlık çalışanlarının kaygılarının yükseldiğini göstermektedir (Taylor, Kingsley, Garry ve Raphael, 2008). Buna en somut örnek, 2003 yılında bazı ülkelerde görülen SARS salgını sırasında Hong Kong’da yapılan bir araştırmada örneklemde yüksek düzeyde stres, çaresizlik ve travma sonrası belirtiler gibi psikolojik tepkilerin yaygın olarak görüldüğü bulunmuştur (Lau ve ark., 2005). Leung ve arkadaşları (2005) tarafından yürütülen boylamsal bir çalışmanın sonuçları da SARS hastalığına yakalanma veya bu nedenle ölebilme olasılığını yüksek algılayan katılımcıların kaygı puanlarının anlamlı biçimde yüksek olduğunu göstermiştir. Hong Kong’da kuş gribi salgını sırasında yürütülen bir başka çalışmada ise
algılanan ölümcüllük düzeyinin SARS salgını sırasındaki yüksek stresle ve kaçınma davranışlarıyla (hastaneye gitmemek, son üç ayda kanatlı hayvan eti yememek gibi) ilişkili olduğu bulunmuştur (Lau, Kim, Tsui ve Griffi ths, 2007). Jones ve Salathé (2009) ise katılımcıların H1N1 le ilgili kaygı düzeylerinin salgının başlangıcında arttığını ve zaman içinde beklendiği şekilde azaldığını göstermişlerdir. Kaygı düzeyinin bireylerin alacakları önlem davranışları üzerinde aracı rolü olduğu da bu araştırmanın önemli bulguları arasındadır. Özetlenen araştırma bulguları bir salgın sırasında yaşanan kaygının düzeyinin, hastalığın algılanan ölümcüllük düzeyi ve hastalığa yakalanma riskinin yüksek düzeyde algılanmasıyla ilişkili olduğunu önermektedir. Bu durumda değişkenlerin kaçınma davranışlarıyla da olumlu yönde ilişkileri olacağı beklenebilir. Literatürde farklı türdeki grip salgınları gibi kaygı tetikleyici durumlarda tehdit altındaki bireylerin kaçınma davranışlarının arttığını gösteren çok sayıda araştırma bulunmaktadır (örn. Goodwin, Gaines, Myers ve Neto, 2010; Leppin ve Aro, 2009).

Salgın hastalıklarla ilgili araştırma bulguları değerlendirilirken kaçınma davranışlarının niteliklerine dikkat edilmesi gerekmektedir. Literatürdeki benzer çalışmalarda “kaçınma davranışı“ olarak tanımlanan bazı davranışlar aynı zamanda salgının yayılmasını önlemek için sağlık otoriteleri tarafından önerilen kişisel önlemlerdir (örn. toplu kullanıma açık tuvaletleri kullanmamak, selamlaşma sırasında temastan kaçınmak). Bu nedenle bazı kaçınma davranışlarının tıbbi olmayan koruyucu yöntemler olarak değerlendirilmesi de mümkündür. Psikoloji literatüründe ise “kaçınma” davranışlarının daha çok kaygı durumlarında ortaya çıkan ve kaygı yaratan durumla yüzleşmeyi
engelleyen, genel olarak olumsuz ya da istenmeyen bir davranış biçimi olarak kabul gördüğü söylenebilir. Öte yandan, ilgili literatür hangi düzeydeki kaçınma davranışlarının işlevsel olduğuna dair bir önermede bulunmamaktadır.

Son zamanlarda Ruh Sağlığı Derneğinin yeni tip koronavirüsle (Kovid-19) ilgili salgın hastalık fobisini incelemeye yönelik 1500 kişiyle farklı yaş, cinsiyet, gelir düzeyi, medeni ve öğrenim durumuna göre yaptığı “Korku Salgını Araştırması”, bireylerin yüzde 73’ünün daha sık yıkama isteği duyduğunu, yüzde 72’sinin öksüren ve hapşıranlardan irkilir hale geldiğini, yüzde 46’sının kalabalık, kapalı ortamlarda bulunmak istemediğini belirtmiştir. Araştırmaya katılanların yüzde 57’si gelecekle ilgili endişelerinin arttığını kaydederken, yüzde 56’sı hastalığa yakalanma ve bulaşma ihtimali arttığı düşüncesinde olduğunu belirtmişlerdir.

Anksiyeteye neden olan faktörler arasında prestij ve toplumsal değişim, başarısızlık, başkaları tarafından kabul görmeme, ahlaki çıkmazlık, ölüm, ayrılık, boşanma, kültürel baskılar, saldırı, hastalık, duygusal kayıplar ve ekonomik sorunlar sayılabilir. Belirsizlik durumu da anksiyeteye yol açan faktörler arasındadır. Anksiyete ile baş edilemediğinde ise korku, öfke, sinirlilik, depresyon ve anksiyete bozuklukları oluşabilir. Anksiyeteye neden olan bir başka faktör ise hastalıkla ilgili bilgi edinmedir. Hastalıkla ilgili bilgi verilmemesi hastaların anksiyetelerini artırabildiği gibi, gereksinimden fazla verilen bilgide korku, anksiyete ve paniğe neden olabilir. Corona (Kovid-19) virüsü hakkında aşının bulunmaması ve bilinmezliği insanları korku ve kaygıya doğru götürmektedir. Virüsle ilgili olasılıklar ve etkilediği insanlar ile ilgili bilgiler doğrultusunda yaşlı ve kronik rahatsızlığı olanlar için risk faktörü olduğu bazı insanların ise bunu farketmeden atlatabildiği görülmektedir.

Son zamanlarda Corona virüsünün (Kovid-19) ortaya çıkması ile buna yönelik düşüncelerden duygular ortaya çıkmıştır. Albert Ellis e göre bilişler duyguların en önemli belirleyicisidir. Dünyada Bu virüsle ilgili: ‘bu virüs bana bulaşmamalı, bulaşırsa felaket olur’ gibi aşırı telapkar ve felaketleştirici düşünce tiplerinin getirdiği korku ve kaygı duyguları görülmektedir. Bu duygularla baş etmek için gösterdiğimiz davranışlar yada fiziksel tepkilerimiz gene düşüncelerin çıktılarıdır. Düşünce biçimimizi değiştirerek korku ve kaygıyı; sağlıklı bir duyguya çevirebiliriz. Böylece daha işlevsel duygusal ve davranışsal sonuç ortaya çıkabilir. Kişi bu virüsden gene korkar ama önlemlerini aldıktan sonra bununla baş edebileceğini bilir.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Paylaş