Freud’un Psikolojiye Etkileri

 

Freud’un Psikolojiye Etkileri

Freud günlük yaşamımızda benimsediğimiz, duraksamadan kullandığımız pek çok ruhbilimsel kavramı ilk kez telaffuz eden bilim adamıdır. Ruh bilimine önemli katkıları olmuş günümüzde bile hala görüşleri birçok terapist tarafından yol gösterici olarak kendinden hala sıkça söz ettirmektedir.

Freud psikolojinin temellerini yerinden sarstı ve bunu farklı düşünce ekollerini şekillendirerek yaptı. Bu açıdan, Freud insanları ve zihinlerimizi algılama konusunda devrim yarattı.

Zihinsel işleyişi ilk defa sistematik biçimde ciddiyetle ele almış  çalışma sahasını psikolojik rahatsızlıklarla sınırlamamış,  zihnin normal işleyiş biçimine dair de  etkileyici teoriler ileri sürmüştür. Freud’la ilgili kesin olarak söyleyebileceğiniz şeylerden biri, belirli tabuları yıkmak için savaşmaktan korkmadığıdır.

Freud, psikanaliz adını verdiği yeni bir psikoloji sistemi kurmasıyla tanındı. Freud meslek hayatına hipnozcu olarak başladı. Ünlü kanepesi, bu hipnoz sonucu doğdu. Kişiyi uzanırken transa geçirmek daha kolaydı. 40’lı yaşlarında kendi düşünceleri ve rüyalarını temel alarak ve kendi iç analizini yaparak psikanaliz kuramının temellerini attı. Kuramının amacı, bastırılmış düşünce ve duyguları bilinç düzeyine çıkarmaktı.

Freud nevrotik hastalarını tedavi etmek için hipnozu kullanmaya başlayıp, nevrotik semptomlara bastırılmış cinsel deneyimlerin yol açtığına karar verdi. Bu bastırılmış anıları, rüya analizi ve serbest çağrışım adını verdiği yeni tekniğini kullanarak araştırdı. Freud, büyük oranda çocukluk deneyimlerine dönerek, rüyaları gizlenmiş arzu giderilmesi olarak değerlendirdi.

Araştırmalarının çoğunda rüyaların yanı sıra parapraksis (Freudyen sürçmeler) ve şakalara bakarak bilinçdışı zihinle ilgilendi. Freud cinsel içgüdünün çok karmaşık ve doğuştan itibaren var olduğunu iddia etti. Cinsel gelişim herhangi bir aşamada takılıp kalabilmekteydi. Çocuklarda cinsel gelişimin aşamaları hakkındaki kuramları, toplumsal ve psikolojik gelişimde önemli rol oynadı. 1905 yılında Cinsellik Kuramı Üzerine Üç Deneme adlı eseriyle bebeklik döneminden başlayarak yetişkinliğe kadar insanlarda cinsel dürtünün gelişimini ele aldı, psikoseksüel gelişim adını verdiği yapılandırmayı sundu.

Zihnin üç farklı seviyesi olduğu Freud tarafından ortaya kondu: İd, ego ve süperego. Bunlar genelde birbirleriyle çatışmaktaydı. Freud uygarlığın, boyun eğmek zorunda kalan bireyde çatışma yarattığını söyleyerek, din ve sanatı gerçek dünyadan kaçışın araçları olarak değerlendirdi. Süperego ve id arasındaki çatışmayı yönelik davranışları (bastırma, inkar, projeksiyon, yüceltme vb.) savunma mekanizmaları olarak adlandırdı.

Freud iki farklı alanda etkili olmuştur. Hem insan zihnine yönelik hem de insan davranışına yönelik bir kuram geliştirmiştir. Bunun yanı sıra bu kurama dayanarak psikopatolojileri tedavi etmek için gerekli klinik teknikleri de yapılandırmıştır.

Freud’un alana yaptığı en büyük katkılardan birisi “bilinçdışı” olgusunun varlığına yaptığı vurgudur.

Freud’dan önce psikologlar davranışı genelde sadece tarif edip gözlemlediler. Freud daha derine inmek, bunu analiz edip açıklamak istedi. Freud psikanaliz adı verilen yeni bir psikoloji sistemi kurdu. Psikanaliz, bugün hala psikolojik sorunların tedavisinde kullanılan çeşitli terapilerin temelidir. Psikanaliz, insan kişiliği ve bunun nasıl geliştiği hakkında da kuramlar sunar. Ayrıca insan ilişkilerini ve toplumun işleyişini inceler. Freud, bilinçdışı zihin ve bunun davranışlarımızı etkileme yolları hakkında fikirler formüle eden ilk düşünürlerdendir. Freud’un devrimci fikirleri büyük tartışmalar başlatmıştır. Freud’un cinsellik, rüyalar, çocukların duygusal ihtiyaçları ve davranışlarımızın ardındaki gizli motifler gibi çeşitli konular hakkındaki düşünceleri, bugünkü düşünme biçimimizi tümüyle değiştirmiştir. Psikanaliz, kişinin egosu tarafından kabul edilemez bulunarak zihnin bilinçdışı bölümüne bastırılmış ancak gücünü tümüyle yitirmeyerek bulunduğu yerden bilince çıkmaya yeltenen düşünce içeriğini bilinç sahasına  çıkarmayı hedefliyordu.

Bilişsel terapinin kurucuları olan Aaron Back ve Albert Ellis’te başlangıçta psikinaliz üzerine çalışmalar yapmıştır.Her iki terapistte kendi kişisel psikanaliz süreçlerini tamamlayıp belli bir süre bunu uyguladıktan sonra yönlerini değiştirmişlerdirOnları hem kendilerini hem de psikanalizi sorgulamaya iten şu soruyu bir türlü yanıtlayamamalarıydı. “Hastalar psikodinamik terapide çok iyi iç görüler kazanmalarına rağmen neden değişmiyorlar?” sorusuydu.

Beck’in Bilişsel terapiyi kurmasına yol açan gelişmelerin başlangıcını da depresif hastalar üzerinde yürüttüğü bu araştırma oluşturdu. yaptığı çalışmada elde ettiği verileri olduğu gibi değil de kurama göre yorumladığını fark etti.1960’larda kuramdan çok elde edilen deneysel bilgiye önem verme, bilişsel yöntemi psikolojiye uygulama kaygısıyla verilerin yeniden analizi sonucunda Beck’in psikanalizinden koparak bilişsel kuramı geliştirmesine yol açacak sonuçlara ulaştı. Ve bu noktadan sonra Bilişsel Terapiye yöneldi.

Ellis ise çalışmalarına başarıyla devam etmesine rağmen Ellis, Psikanaliz kuramın danışanlara faydasına olan inancını sorgulamaya başladı. Psikanaliz süreci çok yavaş ilerliyordu. Bazı danışanlar süreci tamamlamadan bırakıyorlardı. İyileşme için uzun süreye ihtiyaç oluşu, bazı danışanların ‘neden ve nasıl değiştiklerini kuramsal olarak açıklayamaması’ Ellis’te psikanaliz konusunda ilk soru işaretlerinin oluşmasına neden oldu. Bu noktadan sonra Ellis çalışmalarını değiştirmeye başladı.

Derleyen; Klinik Psk. Cansu Çavuş

 

Related Articles

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Paylaş