Bilişsel Davranışçı Terapiler Tarihçesi

Bilişsel Davranışçı Terapiler Tarihçesi

Derleyen: Klinik Psikolog Merve Cansu Çavuş

Bu derleme yazısında dünyada bulunan bilişsel davranışçı terapilerin tarihçesi
(Alıntı yapmak yasaktır). Kaynak göstererek en çok 40 kelimeye kadar alıntı yapılabilir

Bilişsel Davranışçı terapi (BDT) genel bir psikoterapi sınıfıdır ve bir çok yaklaşım bu sınıflandırma içinde sayılabilir. Bu yaklaşımlar, Rasyonel Duygu-Davranış Terapisi-Rational Emotive Behavior Therapy, Cognitive Therapy, Rasyonel Davranış Terapisi-Rational Behavior Therapy, Rasyonel Yaşam Terapisi-Rational Living Therapy, Şema Odaklı Terapi-Schema Focused Therapy, ve Diyalektik Davranış Terapisi-Dialectical Behavior Therapy olarak sıralanabilir. İlk olarak Albert Ellis tarafından Rasyonel Psikoterapi olarak 1955 yılında, günümüzde tüm bilişsel davranışçı terapilerin temeli olan ABC Modeli ile ortaya konulmuştur (Artıran, 2015).

BDT’nin tarihçesi Antik Yunan filozoflarına kadar uzanmaktadır, özellikle de Stoacı filozofların düşünceleri bugün ki BDT yaklaşımının temellerini atmış olarak düşünülebilir. (Robertson, 2010). Başta Epiktetos olmak üzere, Stoacı filozoflar mantığın sesi ile yanlış düşüncelerin fark edilip elimine edilebileceğini öngörmüşlerdir. Aaron T. Beck’in “Bilişsel Terapi’nin kökenleri Stoacı filozoflara kadar izlenebilir” sözü ve Albert Ellis’in Epiktetos hakkında görüşleri de BDT’nin tarihinin Antik Yunan’a kadar uzandığının desteklemektedir. (Beck et al., 1979), (Engler, 2006).

BDT’nin modern kökenlerini ise psikolojinin iki ayrı kolundaki gelişimler oluşturmaktadır. İlk olarak 1920’li yıllarda John B. Watson’ın davranışçılık üzerine olan çalışmaları ve 1924 yılında Mary Cover Jones’un davranışçı yaklaşımı terapide kullanması Davranışçı Terapi’nin ortaya çıkışını sağlamıştır. (Rachman, 1997). Bu çalışmalar 1950’lerde Joseph Wolpe’nin davranışçı terapiyi geliştirmesine ve sağlam bir temele oturtmasına olanak sağlamıştır. Ardından Hans Eysenck ve Arnold Lazarus gibi bilim insanları Klasik Koşullanma yöntemleri ile yeni bir davranışçı terapi yöntemi geliştirmişlerdir. (Corsini & Wedding, 2008). Aynı zamanda B.F. Skinner ve Albert Bandura’nın davranışçı yaklaşımları sayesinde BDT’nin “Davranışçı” kolu sağlam temeller üzerine oturmuştur.

Bilişsel Psikoloji Yaklaşımı ise temel olarak Alfred Adler’in fikirlerinden ilham alınarak başlamıştır. Adler’in düşünce örüntülerindeki hatalar, yanlış hayat hedefleri ve davranışların nasıl sağlıksız bir zihne yol açacağı hakkındaki düşünceleri Albert Ellis’i oldukça etkilemiştir. (Mosac & Maniacci, 2008). Albert Ellis, bilinen en eski bilişsel psikoterapi yaklaşımının kurucusudur. Albert Ellis, Rasyonel Duygucu Terapi’yi geliştirirken, aynı anda bir başka isim, Aaron T. Beck Freud’un psikanalitik yaklaşımını kullanırken aslında bilinçaltından çok belli duygusal ve düşüncesel örüntülerin farkında olunmadan bilinci etkilediğini fark etmiştir. İnsanlarda duygusal stresi yaratan durumların aslında “otomatik düşünceler” adını verdiği düşüncelerden kaynaklı olduğunu düşünen Beck, Albert Ellis ile beraber Bilişsel Terapi’nin temellerini atmıştır. (Oatley, 2004).

1980lerde psikoterapi bütünleşmesi açısından da önemli bir gelişme yaşanmıştır. İlk başta iki ayrı koldan ilerleyen “Davranışçı Terapi” ve “Bilişsel Terapi”, 1980’li yıllarda birbiri içine geçmeye başlamıştır. Davranışçı ve bilişsel yaklaşımlar arasındaki bütünleşme sonucunda bilişsel davranışçı terapi hareketi başlamıştır. Özellikle İngiltere kaynaklı kuramcıların köklü davranışçı geçmişlerinin etkisiyle iki kuram bilişsel davranış terapisi adı altında tek ve bütünlüklü bir kuram halini aldı.
Bunun temel sebebinin ise birbirlerini çok iyi bir şekilde tamamlayabilmelerinden ileri gelir. David M. Clark ve David H. Barlow’un panik bozukluğu üzerinde yaptığı çalışmalar Bilişsel Terapi ile Davranışçı Terapinin bir bütün olarak ele alınmasını başlatan çalışmalar olmuştur. (Rachman, 1997). Zaman içinde BDT terimi bütün bilişsel ve davranışçı terapi yaklaşımlarını bir çatı altında toplayan bir kavram olmuştur.

İki binli yılların başında ise Hayes (2004) bilişsel davranışçı terapiler için üçüncü kuşaktan bahsetti. Bu kuşağın öncekilerden bazı farklılıkları ve benzerlikleri vardı. Bu akım da yaklaşımını deneysel araştırmalara dayandırdı ve davranışları önceki bilişsel yaklaşımdan daha fazla vurgulamıyorlardı. Ancak kontrol ve duygusal kaçınmayla ilgili vurguları vardı. Düşüncelerimiz ve duygularımızı kontrol etmeye çalışmanın sorunun mu yoksa çözümün mü bir parçası olduğunu sorgulamaya başladılar. Düşüncenin içeriğinden çok sürecine odaklanmayı önerdiler. Bu tutum içsel deneyimlerimizi kontrol etmekle ilgili vurguyu aza indirerek psikolojik yaşantıya bakış açısına doğu felsefesinden ögeler kattı. Bu terapi yaklaşımlarının bir çoğu geleneksel bilişsel davranışçı terapiye kabullenme ve dikkat yönetimi (acceptence, mindfulness) tekniklerini eklemiştir. Bu akımın öncüleri arasında Steven Hayes (kabullenme ve eylem terapisi-acceptence and commitment therapy), Marsha Linehan (diyalekttik davranış terapisi-dialectical behavior therapy) ve Zindel Segal (Mindfulness-based cognitive therapy [MBCT]) ve Adrian Wells ile Gerald Matthews (meta-kognitif terapi ) sayılabilir.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Paylaş